29 Eylül 2013 Pazar

Sempatik futbol; Akhisar

Bu senenin sempati uyandıran takımlarını seçiyorum kendimce.

İlk takım Akhisar belediyespor. Kendi halinde dikkat çekmeyen bir takımdı. İkinci ligde tutunması bile ilginç gelirdi hep. O Akhisar'dı çünkü, sadece İzmir'e giderken durulan biyerdi benim için. Ne bilim Susurluk gibi, Mustafakemalpaşa gibi biryerdi. Sonra iyi oynamaya başladılar ve daha iyi oynamaya başladılar. Hiçbir zaman dikkat çeken bir takım olmadılar. Işıl ışıl takımlar vardır her ligde, isimleri bilinen topçuları vardır.Tabi topçularının adının bilinir olması, kariyerli olması takımın başarılı olacağı anlamına gelmez. Genelde de tutmaz zaten bu tip takım kurma denemeleri. Çünkü takım olmak zaman ister, çok iyi topçular toplayıp lige çıkabilmek için, lig ortalamasının çok çok çok üstü bir para harcaman lazım. Lig ortalamasının biraz üstü bir para harcayıp kuracağın takım sıçacaktır. Çünkü o paralara alacağın adamlar süper lig artığı, kendisi bitmiş, ismi kalmış, egosu şişkin oyuncular olacaktır. Kulüp yöneticileride genelde tahminim işten anlamayan adamlar oldukları için ismini bildiği, beşiktaş, fener cimbom, trabzonda bir dönem top oynamış ve hala bunun ekmeğini yiyen topçuları takıma katacaktır. Tabi bu topçuların yapabildikleri ile yapabildiğini düşündükleri arasında büyük fark var. O yüzden bu adamlara birşey anlatmak imkansız. Adam beşiktaşta fenerde oynamış lan sikindirik ikinci lig takımında hocamı dinler. Neyse bu tip takımlar belki playoff potasında takılır, belki çıkmayı zorlar. Belki de çıkar ama büyük ihtimal geri düşecek ve ekonomik olarak ziki tutacak. Çünkü bu takımlar genelde süper lige çıkarsa bütün futbolcuları yollayıp, 20 tane süper lig kaşarı topçu alır, onlarla düşmeye oynar. Bir sene direnebilirse eyvallah. Sonrasıda harç borç.

İşte Akhisarspor bunların hiçbiri değildi. şimdiki adıyla ptt 1. ligde bile zor durur denilen takım süper lige çıktı. Tabi ben çok emindim Akhisar'ın düşeceğine. Süper lige bile yakışmıyorlardı açıkçası. Orduspor'da çıkmıştı o aralar lige. Nedim Türkmen rus oligarklar gibi para saçıyordu. Mesela Stancu'ya 2.5 milyon euro, David Barral'a 2 milyon euro verebiliyordu Ordu. Akhisar'da para ne gezer, çulsuzlar aynı takımla devam etti. Sertan vardı bir süre Beşiktaş'lı Sertan sanmıştım o bile değilmiş. O oynuyordu. İşte kalede Oğuzhan Dağlaroğlu vardı nereden hatırladığımı bile hatırlamıyorum. İşte bir iki topçu aldılar bonservis vermeden alabilecekleri kim varsa. Bikoko'yu aldılar büyük transfer olarak ikinci ligde çok iyi oynamıştı. O da sezon başında sakatlandı, sezonu kapattı. Sonra Bruno'yu kiraladılar, yine ikinci ligde 2-3 sezon önce coşmuştu sonra ne halt yediği belli değil. Lig başladı  bunlar direniyor ama yetmiyor tabi ama yavaş yavaş sempati toplamaya başlıyorlar. Çünkü takımdaki adamlar süper lig topçusu değil (ne demekse artık süper lig topçusu). Direnemezsin, sen kimsin la ikinci lig kadronla gelecen süper lig de tutunacan, adamın götünü keserler. Sonra ikinci yarı bunlar Gekas'ı getirdi. Adam bi sezon önce Samsun'u az kalsın ligde tutuyordu. Buldumu yazıyor, vurdumu sokuyor. Cins bir adam, öyle modern futbolda yeri olmayan old school strikerlardan ama adam allah için yaptığı işi iyi yapıyordu. Aslında tamda Akhisar'ın ilacı olacak adam tipiydi oldu da. Bunlar lig sonuna doğru tozu dumana kattı amk. Ne zeus, ne perseus tek tanrı bu deyus. Adam tuttu takımı ligde.15 maçta 12 gol sallamış Gekas borumu. Velhasıl kela adamlar ligde kaldı

Sonra Gekas tabi 30 küsür yaşında adam, para peşinde konya'ya gitti. Muhtemelen patlar orda. Neyse Akhisar bu senede takımı değiştirmedi. Aynı adamlar, üzerine birkaç paslı topçu, birkaç bilinmeyen yabancı kattı. Kerim Zengin, Mehmet Akyüz gibi ligde tutunmaya çalışan topçuları aldılar. Oumar Niasse diye bir topçu getirdiler. Sonko'nun mahalleden arkadaşıymış adam tuttu ilk 6 haftayı 3 gol 3 asistle geçti. Allah yolunu açık etsin.

Sonuç olarak Akhisar bu ligin 2 yıldır en çok heyecan uyandıran ekibi. Umarız bu çizgide devam ederler. Gösterişsiz ama güçlü futbol ve futbolcularıyla bu ligde daha çok iş yaparlar. Hamza hocaya başarılar. Bir kere röportajını dinledim. Çok net konuşan bir adamdı. Takımıda Hamza hoca gibi. 

24 Eylül 2013 Salı

Fatih Terim vs Ünal Aysal


Ve Fatih Terim gider. Sürekli yönetimle kavga halindeydi zaten. Neyi paylaşamadığı muamma ama Fatih Terim kendini Galatasaray'ın en önemli parçası olduğunu falan zannediyor. Ne isterse yapabileceğini ve kimsenin ona karışamayacağını düşünüyordu ama öyle olmadı Ünal Aysal yolladı takımdan.

Olay sanırsam milli takım olayı. Daha öncede aralarında husumet vardı ama bu olayda koptu gitti. Fatih Terim milli takımı 3 maçlığınamı aldı, 3 yıllığınamı aldı o da muamma. Denilen o ki Fatih Terim zaten Yıldırım Demirören'le anlaşmış millitakım antrenörlüğü için. Peki Terim milli takım ve Galatasaray'ı aynı andamı çalıştırmak istiyordu. Ünal Aysal 2 yıllık kontrat önerdi bunu reddetti. Denilen yok 1 yıllık kontrat yapıyorlarmış hep, bu sefer neden 2 yıllık önermiş falan fişman. Bu mu sorunmuş. Belli ki Fatih Terim milli takıma gitmek istiyordu. Ünal Aysal'da Fatih Terim'den kurtulmak istiyordu. İkisininde istediği oldu en nihayetinde.

Şimdi tabi internet alemi Galatasaray perişan olacak, bütün takım dağılacak, yerle yeksan olacak laflarıyla çalkalanıyor. Benim merak ettiğim şu Fatih Terim bu takıma ne katıyordu? Oyuncu motivasyonu, gaz verme tamam da bütün ligi Galatasaray gazlamı geçiyordu iki yıldır. Geçen seneki 3-2'lik Real Madrid maçında Fatih Terim'in büyük etkisi vardır muhakkak ama şuda bir gerçek ki 1-6'lık maçtada Fatih Terim'in payı büyük. Cesaretle aptallık arasında gelip giden taktikler, müdahaleleri var. Yani Fatih Terim iki ucu keskin bıçaktı. Geri kalan lig maçları içins Galatasaray'ın kadro kalitesi zaten fazlasıyla yeterliydi, öylede oldu.

Ben iki yıldır Galatasaray'ın kadro kalitesine göre iyi futbol oynadığınıda düşünmüyorum. Riera'nın maaşıyla Akhisar belediye'yi satın alırsın. Yani Galatasaray'ın şampiyon olması veya şampiyonluğa oynaması başarı değil. Şampiyonlar liginde ne yaptığımız önemli oradada bir ilüzyon var. Geçen sene çeyrek final yapmaları ve şanlı Real Madrıd galibiyeti. Peki grup maçları ne olacak. Resmen avrupa ligi grubu gibi gruptan az kalsın çıkamıyordu Galatasaray. Cluj ve Braga vardı grupta son maçta göt zoruyla çıktı. Aslında FatihTerim'in yollanmasına büyük tepki koyanlar bu grup maçlarını unutanlar veya Real Madrid'i elemek üzere olabilmenin yarattığı sarhoşluk. Ama bu sene ayılttı Real, yani ayıltıp bayılttı resmen. Gerçek güç ne imiş gösterdi.

Yani demem o ki, Fatih Terim takıma taktik ve teknik açıdan neredeyse hiçbirşey katmadı. 2 yıl üstüste şampiyonluk kadronun başarısı. Kadroda Ünal Aysal'ın başarısı. Ünal Aysal ciddi işler yapıyor. Bu işi profesyonelce yapıyor. Terim'in yeri dolar ama Aysal'ın dolmaz. Yetenekli teknik direktör bulabilirsin ama yönetici çok zor. En azından Türkiye'de çok az. O yüzden sıkıntıya gerek yok Cimbomda sıkıntı olmaz.

25.09.2013 iddaa kuponu

CSKA-Anzhi                        H1      1.85
Elche- R. Madrid                  H2      1.6
Chievo- Juventus                   2        1.3
WBA- Arsenal                      2        1.85    

24.04.2013 iddaa kuponu

Karabukspor-Kocaelispor      1             1.3
Gaziantep-Corum                   1             1.3
Atl. Madrid- Osasuna             h1           1.5
Barcelona- R. Sociedad          h1           1.4
                                                       Toplam: 3.55

23 Eylül 2013 Pazartesi

23 eylül 2013 kayserispor trabzonspor maçı

Maçın ikinci yarısına yetiştim o yüzden pek birşey yamaıyacam aslında. Bu blog bi aralar basketbol bloguydu ne oldu böyle bilemedim. Neyse Basketfalan'ın falan kısmıda futbolmuş.

Trabzonspor çok dinamik gözüktü maçta.  Belkide Kayserisporlular pek koşmadığı için hareketli gözüküyor olabilirler. Kademede iyiydiler, savunma kurgularıda iyiydi. Paolo Henrique ligde de atmaya başladı. Atsın bir zahmet, Trabzonspor 3 yıldır adamdan birşeyler bekliyor. Dikkat çeken diğer birşey Trabzonun çekingenliği. Golü bulur bulmaz gömüldüler. Reşit Akçay bundan sonraki maçlar içinde böyle oynatacaksa Trabzon bayık bir futbol oynayacak.

Kayserispor için söylenecek pek birşey yok. Öyle üç büyüklere taktıracakları bir futbolcuda yok gibi ellerinde. Mouche'den hiçbirşey görmedim. Diğer yabancılarda vasatın bile altında. Topladıkları gurbetçilerden de çok parlayan biri olmadı. Futbolda oynamıyorlar.Kayserispor topçu çıkarıp para kazanacaklar diye futbolun kendisini unuttu. Bütün takımı satılabilecek adamlardan kurmuşlar. Takımın ne sistemi var ne de iskeleti. Tüccar mantığıyla takım kurarsan böyle olur.

22 Eylül 2013 Pazar

22 eylül 2013 beşiktaş galatasaray maçı

Maçı izlemeye çalıştım. İlk yarıda Beşiktaş baskındı, güzel bir gol buldu Almeida ile. Devamıda gelebilirdi, olmadı. Burak iki net pozisyon buldu yine atamadı. Galatasaray hantal ve hareketsizdi. Beşiktaş'sa daha dinamik bir ortasahası olduğu için hızlı geliyordu. İlk yarı böyle bitti.

İkinci yarı Beşiktaş ortasahası düştü. Belki Bilic ortasahayı diri tutmaya çalışsa Beşiktaş golü yemezdi. Gerçi Serdar Kurtuluş'un hatası sonrasında geldi gol. Bruma'nın süratini mi hesaplayamadı, hızınamı güvenmedi, kafasımı karıştı bilmiyorum ama saçma bir hareketle adamın önünde bıraktı topu. Kornere bıraksaydı hiç sıkıntı olmayacaktı. İkinci golde Veli topu Burak'ın önüne bıraktı, Burak Drogba'ya bıraktı, oldu mu 1-2. Maç geldi 90. dakikaya. Ne olduysa buradan sonra oldu.

90. dakikada Melo Ramon'u biçti yedi kırmızıyı. Tam ben ulan şimdi frikikten Muhammed çaksa golü derken sahaya birileri inmeye başladı. Adam gaza gelmiş herhalde bırakın ben atıcam diye indi aşağı. Sonrasıda geldi, sahaya yüzler indi. Lan oğlum hastamısınız, ne oluyo!!! bu sahaya inenlerin kimlikleri incelensin, ne iş yaptıkları, o biletleri nasıl elde ettikleri araştırılmalı. Eğer o biletleri yönetim veriyorsa,  bu konuya yasal yaptırım getirilmesi gerekiyor. Arkadaş yönetimden birileri, bildiğin taraftar!!! satın alıyor. Bir taraftar grubu birilerine yakın, diğeri başka birine. Rant kavgasına dönen tribünler sadece gerçek futbolseverleri futboldan uzaklaştırıyor. Düşünüyorum, çocuğum olsa onu alıp maça gitmek isterim. Simit ayran alayım maç izleyelim. Gülelim, eğlenelim ama sevdiğim hiçkimseyi bir stada götürmeye cesaret edemem. Eşimle Beşiktaş maçına gitmek için plan yapıyodum. Bu stadamı götürecem.

Gelelim şimdi diğer boyuta. Bu olaylara siyasi bir kılıf uydurmak isteyen bir güruh var. Önce ROK denen yavşak ağızlı herif var. Adını bile zikrettiğimde titreme geliyor,  tövbe ediyorum. Bir insan ne kadar küçülebilir ki. Olayları gezi olaylarına bağlamaya çalıştılar. Bizde yedik. Sahaya inenler kimler, şuursuz hayvan sürüsümü, beşiktaşın kemik taraftar grubumu ki sanmıyorum, yoksa oraya sokulmuş yavşaklarmı. Beşiktaş lige son yılların en iyi başlangıçlarından birini yapmışken, herşey mükemmel giderken beşiktaşın stadını 3-5 maç kapattıranlar kimler?

2000'den sonra: Valencia

Futbol takımlarının nasıl borç yüküne girdiklerini, neden battıklarını hep merak ederim. Tabi öyle birkaç datayla bunu anlamak zor. Çok fazla parametre var. Örneğin, ligin ortalama giderleriyle, ortalama gelirlerinin tutmaması. Şöyle ki; ligdeki birçok takım dışardan gelen sermayeden besleniyorsa (rus, arap sermayeleri gibi veya gayrimeşru para kaynakları) diğer takımlarda bu takımlarla rekabeti artırmak için sermayesini yükseltmek zorunda kalır. Tabi bunun sonucunda maksimum başarıda elde edecekleri gelir bile takımın giderlerini karşılayamaz. Sonuç olarak, takım sürekli olarak borçlanır. Herneyse, bu yüzden Türkiye, Rusya, gibi liglere veya Man. City, PSG, Monaco gibi takımlara bakmayacağım.

İlk dikkatimi çeken takım Valencia. 2000'lerin başında fırtına gibi esen bir takım. İspanya liginin iyi takımlarından biri ama nasıl oluyorsa maddi olarak sıkıntılı. 2012/2013 sezonunda 35000 kişi ortalama seyirciye oynamış. Yani taraftar desteği az değil. Neden maddi olarak sıkıntıda peki. Bunun için son 13 yılda ne yapmış ne etmiş bir bakmak lazım. Öncelikle bu 13 yılda ne yapmış bakalım.
2000/2001     5
2001/2002     1
2002/2003     5
2003/2004     1
2004/2005     7
2005/2006     6
2006/2007     4
2007/2008     10
2008/2009     6
2009/2010     3
2010/2011     3
2011/2012     3
2012/2013     5

İki kere, şampiyon, üç kere 3, olmuş son 13 yılda. Aynı süre zarfında, bir UEFA kupası, 2 kerede şampiyonlar liginde final görmüş. Son dört yılda 3 kere üçüncü olmuş. Bu da üç kere şampiyonlar liginde yer almış demek. 

Gelelim transferlere, isim isim kimi almış, kimi satmış demektense yıllık transfer masraflarına bakalım transfermarkt'ten.

 2000/2001  +12,2 milyon
2001/2002    +38,2 milyon
2002/2003     +1,5 milyon
2003/2004     +3,5 milyon
2004/2005     -23 mlyon
2005/2006     -10,44 milyon
2006/2007     -30,97 milyon
2007/2008     -64,45 milyon
2008/2009      +4,6 milyon
2009/2010      +15,625 milyon
2010/2011      +56,5 milyon
2011/2012      -1,1 milyon
2012/2013      +6,8 milyon


Toplamda 6,9 milyon euro kar etmişler. Yani transferde kabaca bir hesapla bir kayıpları yok.
Yıldan yıla yatırım/başarı oranına bakalım. Dikkat çeken kısım 2004'ten 2009'a kadar transfere
 harcanan para. Kasadan 125 milyon euro civarı bir para çıkmış. Buna karşılık, ligde sırasıyla
 7,6,4 ve 10. olunmuş. Yani Çok ciddi maddi yatırımlar başarı olarak geri dönmemiş.
 Ligde ciddi başarı gelmemiş, dolayısı ile şampiyonlar ligine katılınamamış. Muhtemelen
 bankadan alınan krediler faizleri derken ciddi bir borç batağına sürüklenmiş Valencia. 
2013/2014 sezonunda yaklaşık 27 milyon euro satış geliri elde etmişler.Tabi bunun,
sponsor geliri, yayın geliri, şampiyonlar ligi geliri var. Buna rağmen bu kulüp maddi sıkıntı 
çekiyorsa, ya takımda sıkıntı var ya da futbol ekonomisinde. Ama 2003-2008 yılları
arasındaki giderler sebebi ile bu takım ekonomik olarak sıkıntıda ise bu bütün takımlar
 için iyi bir örnek. Çok büyük paralar harcayarak başarılı olmak her zaman mümkün değil. 
Hatta çok büyük bir risk.

Dediğim gibi daha birçok parametre gözönünde tutulabilir. Ardniyetli yöneticiler, bankalar,
borsalar falanlar filanlar.
 Olmaz olsunlar.

22.09.2013 iddaa kuponu

Dün yaptığım kupon tuttu gaza geldim. Hadi rasgele.

Rize- Bursa                2           2,2
Man city-Man unt      ÜST      1.55
Fethiye-Urfaspor       2            2
Antep bld. Balıkesir   1-0 ÇŞ   1.55

                                                 Toplam oran: 10.57

21 Eylül 2013 Cumartesi

21.09.2013 iddaa kuponu

Türkiye süper liginden bir kupon. Hadi rasgele.

Sivas- Kasımpaşa ÜST   1,60
Eskişehir- Antalya 1        1.50
Fenerbahçe- Elazığ H1    1,55
                                       3,72

Akhisar-gaziantep

Dün Akhisar-Antep maçını izledim.Gaziantep böyle futbol oynarsa inerler aşağıya. Bu kadar kötü futbol uzun zamandır görmemiştim. Bir teknik direktör değişikliği onları kendilerine getirebilir.

Muhammed Demir'e daha dikkatle bakmaya çalışıyorum ama pek bir şey göremedim. Teknik çok üstün değil, fizik zayıf, pas kabiliyeti çok iyi değil. Biraz daha dikkatli izlemek lazım. Cenk Tosun daha iyi duruyor.

Akhisar'dan bahsetmek lazım. Doğru futbol doğru teknik adam ve doğru yönetimle geliyor. En başından beri ne olduklarını, nasıl oynamaları gerektiğini biliyorlar. Gekas gitti hiç önemli değil. Belkide Akhisar için iyi oldu. Gekas'la oyunları çok tek düze idi. Şu anda daha homojen bir oyun oynuyorlar. Niasse diye topçu bulmuşlar. İlk 5 maç inanılmaz verimli oynadı.Bilal Kısa takımda kendini bulmuş, 10 yıl önce kaybetmişti. Solda Güven Varol oynuyor. Hücum yetenekleri çok kısıtlı, Hamza hoca fizik kapasitesi için oynatmakta sanırım. Yoksa Kenan Özer daha iyi hücumcu.

Akhisar birtanede 18-19 yaşında genç bir oyuncu monte edebilse takıma çok tatlı olacak. Ligde açık ara en ilgi çeken, en sempati uyandıran takım Akhisar. Hamza hocaya teşekkürler. Umarım fantaziye kaçıp riskli transferlerle bu takımı bozmazlar.

Gaziantep'e dönersek,  en az son 5 yıldır çok kötü yönetiliyorlar. ekonomik olarakta çok iyi durumda olduklarını sanmıyorum. Bu sene küme düşmeye aday takımlardan sonu sakarya, kocaeli gibi olmaz inşallah.



17 Eylül 2013 Salı

Kısa kısa

Uzun zamandır yazmıyordum. Zaten takipte edemiyordum ne olup ne bittiğini. Malum doktora adamı heder ediyor.

Pınar karşıyaka ile başlayayım. Bu ligde en sevdiğim takımdır belkide. Düşük bütçelerle çok iyi işler yaparlar. Batista'yı kadrolarına katmışlar çokta iyi etmişler. Batista Efes pilsen de hakettiği değeri görmedi. Zaten bir düzeni olmayan takımda pek varlık gösteremedi. Pınar Karşıyaka da çok verimli olacağına inanıyorum.

Ümit Sonkol takımdan ayrıldı. En önemli kayıp bu olsa gerek. Yerli rotasyonu için çok değerli bir parça. Ribaunt alır skor yapar. En çok arayacakları adam Ümit olacak muhtemelen.

Can maxim Mutaf geçen sene iyi katkı vermişti. Bu sene takımda değil ama yeri doldurulamayacak gibi de değil.

Yabancılardan Diebler ve Dixon takımda ama Thomas ve Aminu gitti. Aminu'nun gitmesi çok kötü oldu çok değerli bir üç numaraydı. Thomas'ın yerine Leo Lyons alınmış. Geçen sene  Budivelnyk Kyiv'de 14 eurocup maçında 14.6 sayı, 7.3 ribaunt ortalamsıyla oynamış. Batista ile pota altını karartsalar kısa forvetten kaybettikleri Aminu'yu aramazlar. Ama Aminu'da olsaydı çok iyi olurdu.

Trabzonspor Kirk Penney'i, Kaya Peker'i kadrosuna katmış. Can Maksim Mutaf'ta orada. Playoff yapamazlat bence ama ligdende düşmezler.

Türk Telekom bu sene playoff yapar. Kerem Tunceri, Can Akın,  Ümit Sonkol, Shipp, Andriç ve niceleri. Gerçi Türk Telekom bu ne yapacağı belli olmaz ama bu seneki kadroları çok dengeli duruyor kesin playoff yaparlar.

Euro2013'te tek bir maç bile seyretmedim. Hemen hemen hiçbirşeyde kaybetmemişim. Sadece biraz Finlandiya maçlarına baktım. Petteri Koponen'i çok severim. Yürüyedur King of the North!!

Bizim milli takım allah ısla etsin. Zaten 79 kuşağı bitmişti, kalanlarda takımı zehirliyor. Daha vahim olan gelecek vaadeden çocukların sıçması. Enes Kanter zaten Allaha emanet. Adam milli takım yenilirken ahahaha falan filan. Bu adamla gelecek başarıyı kimse istemiyordur sanırsam. Furkan piyasada yok, Birkan süre alamıyor. Banvitli çocuklar silindi gitti. Şafak Edge, İzzet biryerlere varamadılar daha. Umutlu olmak içinpek bir sebep kalmadı. Herkes Kenan Sipahi diyor, onunda ne olacağını göreceğiz.

NBA'de ne olup bittiği hakkında pek bir fikrim yok. Sadece Beasley Miami'ye dönmüş. Garip geldi.

Salsabasket'te maliano'da çok az yazmaya hatta yazmamaya başlamışlar. Adam gibi basketbol okuyacak pek bir yer kalmamış.

15 Aralık 2011 Perşembe

Lakers'a niyet Clippers'a kısmet


Lokavt bittiğinden beri gündemi domine eden iki şeyden biri Chris Paul'un muhtemel takası, bir diğeride Dwight Howard'ın muhtemel takası. Sonunda bu doğaüstü olaylardan biri sonuçlandı ve Chris Paul LA Clippers'a takas edildi.

Clips lokavt bittiğinden beri takas dedikodularının ortasındaydı aslında. En başından beri Paul için en uygun parçaları barındıran takım Clips oldu ve takası yapan takımda Clips oldu. Olanda Lakers'a oldu yaptığı takas engellendi, Odom'u kaybettiler, Dwight Howard için kullanılacak parçalardan birini kaybettiler vs.

Olaya NO Hornets açısından bakarsak bundan daha iyi bir takas yapamazlardı herhalde. Zaten takımda kalmayacağı aşikar olan CP3 karşılığında ligin yeni Ray Allen'ı Eric Gordon'u, çok değerli bir uzun olan Kaman'ı ve gelecek vaadeden Aminu'yu aldılar. Dahada önemlisi çok kaliteli olduğu söylenen 2012 draftından Minesota'nın draft hakkını aldılar. Oradan gelecek çaylakla bu takım geleceğin takımı haline dönebilir bir anda. Denver'ın NY'u soymasından sonra Hornets'ta elindeki süperstarı karşılığını fazlasıyla alarak çıkardı.

Olayın esas kahramanı Clippers'a dönelim. Clippers yıllardır son sıralarda takılıp çektiği iyi oyuncuları peşkeş çekmesiyle tanınan bir kulüp. Yani ligde başarılı olmak gibi bir sıkıntısı olmayan güzide bir ekip kendileri. Tabi başlarındaki adam Sterling bunun esas sebebi. Kendisi NBA'de açık ara en sevilmeyen adamdır belkide. O kadar iğrenç bir adamki oyuncularına hayvan gözüyle bakan, ırkçı, çirkin, kaka bir adam. Hatta geçen sene Baron Davis'le bir olayları vardı. Del Negro Davis'i oyuna sokarken benchin arkasında bu şişkoyu niye oyuna sokuyon diye bağıran bi adam. Neyse işte bu adam neden böyle bir hamle yaptı açıkçası garip. Normal şartlarda elindeki süper yıldız adaylarını takasta para kazanmak için peşkeş çekmesi gerekiyordu.

Benim aklıma bir tek Lakers'ın yaptığı tv anlaşması geliyor. Bilindiği üzere Lakers yerel bir tv kanalıyla 20 yıllık yayın hakkı karşılığında 2 milyar dolar gibi bir rakama anlaştı. Sterling'de bizde bu diyarların takımıyız belki bizde böyle bir anlaşma kaparız diye takımı iddaalı hale getirmeye karar vermiştir. En nihayetinde ligin en fantastik adamı hatta fantastik birlisi Blake Griffin elinde. Yanındada gelecek vaadeden birkaç oyuncu var, ihtiyacı olan tek şey takıma kazanmak nedir öğretecek bir iki adam katmak. Önce Caron Butler'ı aldılar. Ardından NY'un serbest bıraktığı Chauncey Billups ve ardından Chris Paul. Ardarda yazdığımızda mükemmel bir takım oluyor ama işte bu takımın başında Del Negro olması çok ironik. Geçen sene bir iki maçını izlemiştim Clippers'ın. Resmen adamlar mahalle maçına çıkar gibi maça çıkıyodu. Ne taktik, ne teknik Allaha emanet. Hele bir ara alan savunması yapmaya çalışıyodularki hakkaten trajikomikti. İşte takımın önündeki en büyük engel bu.

Eğer birde takımın başına Jerry Sloan'ı getirseler veya Phil Jackson'u yok artık daha neler ohaa. Neyse makul bir koç bulmaları lazım takıma Del Negro 3 koyun versen güdemez. Sterling böyle bir hamlede yaparsa adama bişeyler olmuş derim. Bir anda adam ihya oldu, hidayete erdi derim.

Şimdi Clippers kadrosuna bir bakalım;

Guardlar

Chris Paul
Chauncey Billups
Eric Bledsoe
Randy Foye
Mo Williams

Kısa forvet

Caron Butler
Ryan Gomes

Power Forvet

Blake Griffin
Bryan Cook

Center

Deandre Jordan

Bu yapıdaki dengesizlik hemen dikkati çekiyordur sanırsam. Takım guard dolu ama uzun rotasyonu diye birşey yok. Bu kadro yapısıyla Griffin ve Jordan'ın ligi  maç başına 46-47 dakika ortalamayla oynaması gerekiyor. Yani Clippers'ın bir takasa daha gitmesi çok muhtemel. Guard verip ortalama bir uzunla anlaşması beklenebilirir.

Sonuç olarak Clippers bu sene ligin iddaalı ekiplerinden biri oldu. Tek başına Hornets'ı playoffa sürükleyen Paul'un yanında Bad Blake ve Billups'la neler yapabileceği merak konusu. Koç'a gelince sallamasınlar koçu nasıl biliyolarsa öyle oynasınlar daha iyi oynarlar şerefsizim. Billups zaten o kalibrede adam ona sorsunlar napcaz abi diye.

9 Aralık 2011 Cuma

Olaylar Olaylar Howard Nets'e takasını istiyor


NBA sezonunun kısalması ile herşeyi konsantre yaşamaya başladık. Dünkü Chris Paul heyecanının ardından bugünde Howard'ın New Jersey Nets'e takasını istediği söyleniyor. 

Brook Lopez'i ve 2 adet birinci tur draft hakkını Orlando'ya gönderen Nets karşılığında Dwight Howard ve Hidayet Türkoğlu'nu alıyor. Çok uzun zamandır konuşulan bir takas bu ama sıkıntı Howard'ın kontratını uzatıp uzatmayacağı. Deron Williams'ında Howard'ında seneye player optionu var yani isterlerse bir sene daha kalabilirler Nets'te. Nets bu takası herhalükarda kabul edecektir. Eğer Howard'ı getiremezlerse takıma herhalükarda Deron Williams'tanda olacaklar. Ya hep ya hiç deyip gidip gitmeme opsiyonunu Howard ve Williams'a bırakıp bu takımın başarılı olmasını bekleyecekler. Yani Deron Williams ve Howard bu takımın başarılı olacağına inanacak ve kalmayı kabul edecekler. 

Nets geçen sene Williams'ı alırken bunu hesaba katmıştır sanırsam. Böyle bir risk almayı göze alıp Williams'a karşılık takımı bozdular. Howrd riskini almazlarsa hiçbir anlamı kalmaz sıfırdan draft bekleyip yapılanmaya girmeleri gerekir. Oda yıllarını alır Nets'in.

Orlando açısındanda göreceli iyi bir takas aslında. Howard'ın diğer talibi Lakers'ın elinde Howard'a karşılık Bynum var. Bynumunda sakatlık mazisi falan risk taşıyor. O yüzden Howard'ı verirken karşılığında en azından sakatlık açısından risksiz birini almak isteyecekir. Ama dünkü Chris Paul takas denemesine bakarsak Hornets Paul karşılığında bir araba dolusu adam almıştı. Orlando'da daha fazlasını bekleyebilir Nets'ten. Ama Nets'in elinde değerli ikinci bir parça yok o yüzden biraz yaş gibi.

Sonuç olarak en net olan Howard nereye giderse gitsin yanında Hido'yuda verecekler anlaşılan. O yüzden Hido'yu yine iddaalı bir takımda görebiliriz bu sene. 

Ahanda Takas iptal

NBA tarihinin en garip günü yaşandı dün gece. Yani ben bir kısmını yakalayabildim sonra yattım, kalktım takas iptal. Dün gece üçlü takasta Hornets, Rockets ve Lakers anlaşmıştı ve sonucunda özet olarak Paul Lakers'a, Odom Hornets'a, Pau Gasol'de Rockets'a gidiyordu. Bende bir heyecanla yazdım hemen. Ama şöyle bir sıkıntı var. Hornets'ın sahibi NBA'in ta kendisi. Yani NBA'deki tüm takımların söz hakkı var Hornets'ta. Dün gecede bu takas açıklandı. Hemen ardından toplanıp itiraz etmişler bu takasa. Yani takası yapanlar itiraz etmemiştir heralde ama diğer takımlar kükremiş. Peşkeşmi çekiyorrsunuz ulan Paul'u dercesine.

Yani anlamadığım kısım çokta mantıksız bir takas değildi. Yani Pau Gasol takası gibi değildi. Orda Pau Gasol'u alıp karşılığında patates, soğan, leğen, mandal falan verdiler. Burda takımın en önemli iki uzunu elden çıkıyordu. Ama uzun vadede hiçbir takım Chris Paul'un LA'de olmasını istemedi galiba. Neyse hayırlı olsun diyelim. Ama Hornets Paul'ü elinden çıkartmassa elinde patlayacak. Ne güzelde takas yapmıs NO ne diye bozuonuz la. Adam olun siz alın Paul'u. Lakers 2 tane hayati derecede önem arzeden uzunu verip Paul'u alıyor, Clippers Eric Gordon'u veremeyiz diyor mesela. Verin doğru düzgün parçalar alın Paul'u.

Chris Paul Lakers'ta galiba


Galibasını geçtim herkes bu iş tamam diyor. Sadece imzaya kalmış iş. Birde Paul kontratı uzatıyormu o yazılmamış ama lakers bütün uzunları kiralık Paul'e vermez. O yüzden kontratı da uzatacaklarını düşünüyorum. Şimdi takasın detaylarına bakalım kim kimi alıyor.

Lakers: Chris Paul

Rockets: Pau Gasol

Hornets: Lamar Odom, Kevin Martin, Luis Scola, Goran Dragic ve muhtemel draftlar

Değerlendirmeye Lakers'tan başlayalım. En önemli iki uzununu veriyor karşılığında guard alıyorlar. Şimdi ne dersek diyelim bu oyun uzun olmadan oynanmıyor. Lakers'ın son yıllardaki dominasyonunun en önemli sebebi ligin en iyi uzun rotasyonuna sahip olmalarıydı. Şimdi ikisini verip tek uzuna kaldılar. Oda son dört sezonda toplam 124 maç kaçıran kronik sakat Andrew Bynum. Herkes bir Dwight Howard hamlesi bekliyorda, Orlando'da sadece Bynum'a Howard'ı vermez. O yüzden şu an için Howard'ın Lakers'a gelme ihtimali neredeyse sıfır. Orlando yollamaz yollayamaz bu durumda. Eğer Bynum'a karşılık Howard'ı verirse Otis Smith yok canım öyle bişeyi o bile yapamaz Isiah Thomas belki yapar ama olmaz olamaz. Howard'ın takıma bu sene katılamayacağını hesaba katarsak free agenta yönelecek Lakers ama ordada işlerine yarayacak bir parça yok. Ama sezonuda böyle bitiremezler. Muhtemel bir Bynum sakatlığında lakers viran olur.

Gelelim Hornets'a. Yapabileceklerinin en iyisini yaptılar aslında. Hala çok değerli olan parçalar aldılar. Scola ve Odom'un hertürlü gideri var bu ligte. Eğer geleceğe yatırım yapacaklarsa doğru takaslarla çok değerli parçalar alabilirler karşılığında. Bu sene iddaalı olmak isteyen birçok takımda bu adamların peşine düşer. Hatta ve hatta bu kadroyla playoff bile kovalarlar. Şu andaki Hornets'ın kadrosu şöyle şekillenir:

Kevin Martin, Jarret Jack, Goran Dragic

Trevor Arıza

Emeka Ofakor, Odom, Scola

Kısa forvete takviyeyle bu takım iş yapar ve bunun için takas yapmalarınada gerek yok. Free agenttan birilerini ekleyebilirler takıma. Bence bu takasın kazananı New Orleans oldu. Bir süperstar verip bir takım aldılar.

Takasın diğer ayağıda Houston. Yao sonrası dönemde çok sıradan kalan takımına bir süperstar eklemek için fırsat kolluyorlardı ve iyide bir fırsat buldular aslında. Ellerinden takımla uyumsuz ama iyi bir skoreri çıkardılar tabi 12 milyon dolarlık kontratınıda. Bu ligde en sevdiğim uzunlardan biri olan Scola'yı yolladılar ve yedek guard Dragic'i yolladılar. Karşılığındada bir süperstar aldılar. Çok yerinde bir transfer ama gerekli eklemeleri yaparlarsa. En nihayetinde takımdan 3 adam yolladılar bir adam aldılar ve takımdaki tek uzun Pau Gasol şu anda. Yanına bir çok iyi birde sıradan uzun katarlarsa ve guardı desteklerlerse yine çok iyi bir takım haline gelirler. Zaten şu anki hedefleri Nene. Eğer Pau Gasol'un yanına Nene'yi katarlarsa çok ciddi bir uzun rotasyonuna sahip olacaklar. Geçen sene Kyle Lowry'nin iyi performansı Kevin Martin ve Dragic'i yollamakta tereddüt etmemelerini sağladı. Ama Lowry, Buddinger falan yetermi bence yetmez. Eğer bu takası yaptıysanız tüm riskleri alıp takımı tamamlamanız gerekir yoksa  bu takasın Houston adına hiç bir anlamı  kalmaz.

Sonuç olarak Chris Paul'e karşılık bir takım alan New Orleans, Pau Gasol'e ve salary cap'te boşluğa sahip Houston ve Chris Paul'e sahip ama tek uzunu 4 yılda 124 maç kaçırmış  Bynum olan ve Howard hayallerini bir başka bahara bırakan Lakers. Tabi Lakers'ın yapamayacağı takas yoktur ama Orlando'yla Lakers'ın geçmişine bakarsak ciddi husumet var. Öyle Pau Gasol'ü alırken yaptıkları gibi patates soğana Pau Gasol alamazlar. Bekleyelim görelim takasların fitili ateşlendi geriside gelecektir muhakkak.

7 Aralık 2011 Çarşamba

New York'ta bir sonbahar


New York büyük elma, Amerikan rüyası yeni yüzyılın en büyük metropolü, dünyada konuşulan dillerin tamamının konuşulduğu şehir. Şimdi bu NY'ta bir basketbol takımı var tarihin en kötü yönetilen takımı Knicks. Şampiyon olduklarını ben hiç görmedim ama her zaman en çok maaş ödeyen takımlar arasında yer alıyorlar. Yani fiyat kalite paritesinde açık ara dünyanın en kötüsü. Şimdi birkaç yıldır doğru yapılanma peşindeler ve kilit noktaya geldiler. Free Agent'tan aldıkları Amare ve bütün takımı verip aldıkları Melo var ellerinde. Big three için son bir adım kaldı oda bir guard katmak takıma. Ellerinde iki opsiyon var birincisi Chris Paul, ikincisi Deron Williams.

Chris Paul resmen takasını istedi ve New Orleans'ın elinde Paul'e bizimle kal diyebilecekleri hiçbirşey yok. Yani Hornets'a baktığımızda aklıma Paul'den başka bir isim dahi gelmiyor aklımıza. Tek başına sap gibi duruyor Hornets'ta adama da yazık yani. Ligin şu anda en kaliteli guardı tamam en sağlıklısı değil ama kesinlikle en kalitelisi. NO'da bunun farkında ve ellerinden çıkaracaklar belli. Yani Hornets'ın durumu Orlando'nun durumundan farklı. Orlando Howard'ı takımda tutabilmek için salakçada olsa birsürü hamle yaptı, bu hamlelerle olayı daha kötü bir duruma getirdiler ama en azından denediler. Hornets kaç yıldır yanına birşeyler koymayı denemedi bile. Vasat oyuncuları alıp Paul'ün onları yükseltmesini beklediler. Şimdide ellerinden çıkaracaklar aşikar. 

Paul'ün gitmek istediği takım çok net Knicks. Zaten Knicks'te kendini yıllardır bu üçlüyü kurmaya hazırlıyor.Ama bir sıkıntı var Knicks adına ellerinde Paul'e karşı verebilecekleri hiçbirşey yok. O yüzden Paul'un free agenta düşmesini bekleyip kontrat imzalamak tek yol bu birliktelik için. Tabi bununda kötü yanları var Paul için. Alabileceği maksimum parayı alamıyor bu durumda. Yani Amare'nin kontratı ile Paul'un kontratı arasında 40 milyon dolar gibi bir fark oluyor. Tabi Amare'nin kontratı bir yıl uzun bunuda hesaba katmak lazım ama o bir yılı katmazsak yine 20 milyon dolar civarında bir fark var. Az buz değil bu fark yemişim big apple'ını big threesini derdim şahsen ben. 

Yani sonuc olarak Knicks'in Paul'u kadrosuna katması için Paul'un çok fazla kendinden feragat etmesi gerekiyor. Kaldıki NY değermi bu kadar şeyden vazgeçmeye tartışılır. Şehir, popülerlik, pazar değeri bakımından Kincks çok büyük avantajlara sahip. Amerika'nın en büyük pazarı en nihayetinde. Ama Knicks organizasyonunu değerlendirirsek o kadarda etkileyici değil Knicks'in Cv'si. Hadi geçmişini geçtim şu anda bile uyumlu bir kadrosu yok NY'un.Süperstar diye takımda bulunan Amare ve Melo ne denli büyük oyuncular bunu tartışmak lazım. 

Amare çok ağır sakatlıkların ardından o patlayıcı gücünün birkısmını kaybederek geri döndü. Phoenix'in sisteminde çok değerli bir parçaydı ve D'Antoni'nin önemli oyuncularındandı. Ama gerçekçi olursak Amare cidden çok büyük sıkıntıları barındıran bir oyuncu. Savunmada çok sakat mesela temel Pick'n roll savunması dahil hiçbir savunmayı bilmiyor. Lakers serisindede gördük zaten bunu. Gasol eğlendi resmen Amare ile. O yüzden soru işaretkleri barındıran bir adam Amare. 

Diğer yıldız Melo'ya gelelim. Melo genelde sorunlarıyla gündeme gelen bir oyuncuydu hep. Yetenekli, iyi şutör,  sorumluluk alan ve sürekli karşı takımın gözünün üstünde olması gereken bir adam. Ama hiçbir zaman bir süperstar olamadı. Yani hiçbir zaman bir Wade, bir Kobe, bir Howard olamadı. İşte burda sıkıntı devreye geliyor. Bu big three sistemlerinde yani 3 max. kontratlı oyuncuyu alıp etrafını kelepir oyuncularla donatma sisteminde o 3 büyük oyuncunun diğer bütün oyuncuların eksiklerini kapatması beklenir. Yani kenardan gelip maçı kurtarabilecek hiçkimse yok. Birşey yapılacaksa bu 3 oyuncu tarafından yapılacak. Bunu kaldırabilecekmi bu 3 oyuncu. Sakatlığı var bunun birde Amare ve Paul sakatlık konusunda sıkıntıları olan oyuncular. Birini yokluğu bile çok ciddi sıkıntılara yol açar. Buda Knicks'in sezon beklentilerini karşılayamamaları anlamına gelir. Bu handikaplar Paul'ün bu kadar fedakarlık yapmasına değermi acaba?

Sonuç olarak Chris Paul-Knicks birlikteliği kağıt üzerinde romantik bir birliktelik. Büyük şehir, 3 süperstar karşılarında Miami var yine 3 büyük süperstar falan romantik geliyor kulağa ama şöyle bir baktığımızda Paul'ün ciddibir mali kaybı var ve başarının geleceğide muamma. 

Şimdi gelelim diğer adaylara. Golden State, LA Clippers, Lakers ve benim büyük favorim Oklahoma. Başlayalım Golden State'ten. Paul'e karşı Stephen Curry, bu seneki çaylakları ve Ekep Udoh'u veriyor. Hornets kabul eder bunu ama Paul GS ile kontrat uzatmaz. O yüzden yalan olur GS. Lakers Paul karşılığında uzunlarından birini verebilir hatta ikisini verebilir. Hornets'ta iki uzunu kabul edebilir. Ama iki uzun vermek Lakers'ın hiç işine gelmez yani vermezde heralde. Odom ve Bynum'u verip Paul'u almak hiç mantıklı olmaz kadro dengesi açısından. O yüzden tek uzun verip Paul'ü almaya çalışabilirler. Tek bir uzun alıp Paul'u vermez herhalde Orleans. Eğer iki uzunuda verirlerse O zamanda Howard'ı kovalayamazlar ki öncelikleri kesinlikle Howard. O yüzden bu takas Lakers açısından öncelikli değil. He almak isterlerse alırlar o ayrı.

Gelelim Clippers'a. Ellerinde Paul'u almak için herşey var. Mükemmel gençler, maaş boşluğu, gelecek vaadeden fantastik oyuncular. Ama takım sahibinin kötü ünü ve koçun aşırı kalitesiz olması çok büyük engel Clippers adına. Takımın sahibi Donald Sterling ırkçı şerefsizin teki. O kadar kalitesiz bir adamki ne basketbola ne oyunculara nede takıma saygı gösteriyor. Zaten her takım en azından 10 yılda bir playoff takımı haline gelirken Clippers'ın hiçbir zaman o seviyelerde olamamasının sebebi  Sterling'in ta kendisi. O yüzden organizasyona olan güvensizlik en büyük sorun şu anda. Ayrıca koçta Del Negro yani başlarında bir koç yok öyle sahaya çıkıp oynuyor Clippers. He kadro olarak Paul'e çok uygunlar. Bad Blake var birkere, Eric Gordon'uda tutacağız diyorlar. Ya Deandre Jordan yada Tyson Chadler konuşulyor uzun rotasyonu için. Yani kadro olarak mükemmel bir oluşum ama yönetim zaafiyeti işte büyük sıkıntı.

Ha unutmadan birde Boston var. Boston'da Rondo'yu verip karşılığında Paul'u almak istiyor. Burdaki sorunda Boston'un yaş ortalaması. Temel direklerin ortalaması 35. Chris Paul gidip huzur evinde basketbol oynamak istemeyecektir. Daha uzun süre en iyi basketbolunu oynayabileceği bir takıma gitmek isteyecektir.

Gelelim son adaya Oklahoma city Thunder. Kadro yapısı ve derinliği, yönetimin mükemmelliği, Kevin Durant herşey Paul için ideal. Hornets'ı tatmin edecek parçalar var. Paul'de Oklahoma sistemine cuk oturur ve şampiyonluğun en büyük adayı haline gelirler. Ama işte burdaki sorunda pazarın çok küçük oluşu. Oklahoma ligin en küçük pazarlarından biri. O yüzden pek istemeyebilir Thunder'ı. He başarı istiyorsa en iyi yer şu anda Thunder ama işte büyük şehrin sihiri bambaşka birşey. 

Toparlarsak, şu anda herşey Paul'un elinde. Kimi tercih edecek göreceğiz. Ama gideceği takımın tüm çehresini değiştireceği çok net eğer sakatlık olmassa.

Diğerleri köpekbalığı ise Lakers Balinadır


Efendim şu günlerde NBA'in yeniden hareketlenmesiyle takas dedikodularıda gündemden düşmez oldu. Tabi NBA sezonunun playofflardan sonra en zevk veren kısmıda burası aslında. Allstar'dan bile daha heyecanlı olabiliyor bu dönem. Yeni hayaller, yeni umutlar birbirine yakıştırdığınız takım ve oyuncular falan filan.

Bu sene free agent piyasassında çok fantastik oyuncu olmasada takasını isteyen iki süperstar var ve bütün dedikodular onların üzerinden dönüyor şu anda. Geriye kalan tüm free agentlar bu iki oyuncunun nerede oynayacağına karar vermesinden sonra kariyerini şekillendirecek gibi. Bu iki oyuncu bildiğimiz üzere Dwight Howard ve Chris Paul. Neredeyse bütün takımlar bu iki oyuncuyla ilgileniyor. Ama işte şu anda bu sularda bir balina var ve çok tehlikeli. Geçen sene Dallas'a süpürüldükten sonra bir süperstar arayışına giren Lakers tüm pazarı tedirgin ediyor. Çünkü Lakers istediğini alacak herşeye sahip onu engelleyen tek şey lig kuralları. Şu anda NBA futbol ligleri gibi serbest piyasa olsa Lakers ilk beşini Chris Paul- Kobe Bryant-Labron James-Pau Gasol-Dwight Howard şeklinde kurar, en azından dener. Ama NBA'in rekabeti arttırmaya yönelik hamleleri sayesinde nispeten eli kolu bağlı LA'in.Ama bu kurallarda mevzubahis LA ise biryere kadar. Neden bu kadar değerli Lakers? çünkü Hollywood'un ışıkları, pazarın büyüklüğü, şehrin en önemli spor takımı olması ve herzaman başarılı olması. Lakers'ın son 10 yılda playoff yapamadığı oldumu? oldu 04-05 sezonunda oldu ama olsun o kadarda.Lüks vergisi falanda problem değil adamlara daha yeni 2 milyar dolarlık anlaşma imzaladılar bir tv kanalıyla. Yani kuralların izin verdiği herşeyin maksimumunu verebiliyorlar oyunculara. Hatta kuralların izin vermediği transferleri de yapabildikleri söyleniyor. Pau Gasol'ü Kwame Brown'la takas ettikleri gibi.

Şimdi diyeceksinizki çokmu seviyosun Lakers'ı nefret ederim o kadar sevmemki hersene dua ederim madara olsunlar diye. Ama gerçekler bunlar adamlar NBA'in ta kendisi. NBA'yi biyerlere getiren takım LA'dir. Boston var Houston var falan var filan var ama hep karşılarında LA var. Şimdi şu anki duruma gelirsek, biraz önce anlattıklarımız neden Lakers'ın balina olduğunu açıklıyor esasında. Eğer Lakers piyasaya inmişse en iyisini alır. Çünkü bütün oyuncular Lakers'ta oynamak ister. Şimdiki hedeflerine bakarsak piyasadaki en değerli uzun Dwight Howard birincil hedefleri. NBA tarihinin en iyi uzunlarını hep takımlarında bulunduran Lakers için beklenen bir hareket zaten. Mikan, Wilt Chamberlain, Kareem, Shaq ardından gelecek Howard fantastik geliyor kulağa. Amerikan medyası tarafındanda sıkça dile getirilen bir olay bu. Ligin en değerli uzunu Lakers'ta olmalı. İşte bu bakış açısı sadece LA'i değil, Dwight Howard'ı da çok heyecanlandırıyordur. Böyle bir silsilenin son halkası olmak, sadece LA'li olmak değil efsanenin parçası olmak gibi birşey. Sadece başarıyı vaadetmiyor Howard'a Lakers efsane olmayı vaadediyor. Çünkü ondan öncekiler NBA tarihine ismini kazıdılar. Howard'da dönemin en değerli oyuncusu olmak yerine tarihin en değerli oyuncularından biri olmak için bu fırsatı değerlendirmek isteyecektir.

Tabi birde işin Orlando tarafı var. Zamanın'da Shaq!ı ellerinden kapan Lakers'a pabuç bırakmamak için ellerinden geleni yapacaklar. Takasla ellerinden çıkartıp değerli parçaları almak isteyecekler. Yoksa ellerinden uçup gidecek Howard. Gelelim tekliflere birinci teklif Nets'ten. Ellerinde Deron Williams'ı tumak için Orlando'ya Howard karşılığında Brook Lopez ve draft hakları verip karşılığında Howard'la beraber Hido'nun şişkin kontratını alıyorlar. İkinci teklif Lakers'tan Howard ve Hido'yu verip Karşılığında Odom ve Bynum,'u alıyorlar. Son olarak muhtemeller arasında Bulls'ta var Onlarda ellerindeki değerli parçalarla bir takas peşindeler.

Diğer bir opsiyonsa Orlando'nun Howard'ı tutmak için Deron Williams'ı getirmeye çaılşması. Bilindiği gibi yeni anlaşmada bir af kanunu var Amnesty clause adı altında. Her takım kontratlı bir oyuncusunun kontratını satın alabiliyor. Bu kural yapılmış kötü kontratlar için var. Bu kural aslında Orlando için çıkarılmış gibi birşey ve kuralın gayrıresmi adı  Gilbert Arenas affı. Yıllık 20 milyon dolar civarında kontratı olan bir adam ve Salary cap'e resmen tecavüz ediyor. İşte Arenas'ın kontratını satın alırlarsa Deron Williams'ı seneye kadrolarına katabilecek boşluğu yaratacaklar. Ayrıca bu sene yine Amnesty ile takımlarından ayrılacak olan oyuncularlada takımı desteklerseler işte Howard için doğru ortamı sağlayabilecekler.

Durum böyleyken böyle. Dwight Howard'ın karşılığında alabileceklerinin maksimumunu almak isteyen Orlando  efsaneler serisine bir yenisini katmak isteyen LA, yada Howard'ı alamazsa yaya kalacak Nets ve 2. süperstarı kadrosuna katmak isteyen Bulls. Bana kalırsa Bulls elinde en fazla parça bulunan takım. Ömer var, Noah var, Boozer var, Deng var varda var. Orlando'yu en tatmin edecek teklifi onlar yapabilir gibi duruyor. Tabi Howard'ı almak için Deng'i kesin vermeleri gerekiyor Noah'ı da isterler belki Ömer'ide isterler. Geriye Bulls'a ne kalır. Boozer, Taj Gibson ve Howard'lı uzun rotasyonu bence idare eder ama  kısa forvette Deng yerine Hido kabul edilebilirmi bilemeyeceğim.

Sonuç olarak böyle dedikodular falan akıl oyunları, genel menejercilik oynamak güzel. Zaten geç başlayan sezonun zevkini böyle çıkartalım. Geçen sene Melo takası için yok midemiz bulandı falan diyoduk ama lokavt muhabbetinin ardından anladık değerini. Son olarak Howard inşallah LA'e gitmez Bulls'a gider.

2 Aralık 2011 Cuma

JR Smith Çin'e fazla geliyor

JR Smith Explodes for 52pts, 22rebs,7stls in China

Çin'deki Amerikan gurbetçilerinden JR Smith son maçında 52 sayı, 22 ribaunt ve 7 top çalma ile oynamış. NBA'de hala değeri olan bir oyuncu. NBA'deki yöneticilerde dikkatle takip ediyorlardır muhakkak ama şu an için Çinden çıkması imkansız. Çin yönetimi marta kadar gitmelerine izin vermiyor. Belki izin verirlerse skorer arayanların radarına girecektir muhakkak.

Sen neymişsin be Curtiss



Dün gecenin zevk dolu, keyif dolu maçında Sinan Erdem'de Olympiacos'u denize döken Fenerbahçe'de baş rol kuşkusuz Curtiss Jerrells'indi. Sene başından beri bu adama demediğimizi bırakmadık bu seviyede adam değil dedik, gitsin bokuyla oynasın dedik ama adam geldi en kritik maçta ipten aldı Fener'i. Gerçi Jerrells sene başından beri söylenen herşeyi hakedecek kadar kötü bir oyun sergiledi ama olsun bu maçın hatırına bütün kötü düşüncelerimi sildim.

Fenerin grubu öyle bir grupki 6 takımın tamamının gruptan çıkma ihtimali hemen hemen eşit. 3 takımın 4, 3 takımın 3 galibiyeti var. Eğer dün Fener yenilseydi Allah muhafaza çok kötü şeyler olurdu olaylar olaylar!!. O yüzden bunca övgü Jerrels'e. Maçı 17 sayı, 5 asistle ve hemen hemen sıfır hatayla bitirdi maşallah.Ayrıca sene başında oynanan hazırlık maçında Kalin Lucas karşısında anası ağlamıştı bu maçla beraber intikamınıda almış oldu bir nevi.

Maçın diğer bir kilit ismi ise Roko Leni Ukic oldu. Roko bu takımın aslında herşeyi yani baktığımızda takımda maç sıkıştığında bişeyler yapması beklenen bir adam. Oyunu açması, sayı atması, rakip defansı dağıtması beklenen isim Ukic ama bu sezona inanılmaz formsuz başladı. Ama son birkaç maçtır kımıldamaya başladı ve hemen Fenerbahçe'nin çehresinde bir değişime sebebiyet verdi. Muhakkak dün akşamki Fener tüm Fenerbahçe Ülker taraftarının içini rahatlatmıştır.

Ama bu iyi oyuna rağmen Fenerbahçe'de göze çarpan büyük eksiklikler var. Öncelikli ve en önemli sorun 4-5 rotasyonunda gibi duruyor. Kaya zaten uzun zamandır bırakın bu seviyeyi basketbol bile oynamıyor. Gist iyi hoş güzel uçuyor kaçıyor 3'lük atıyor ama totalde pek fazla verimli oynayan biri olamadı. Belki onunda performansı patlama gösterecek ama çok geç olduktan sonra pek bir anlamı kalmayacak. Fenerbahçe'nin kesinlikle uzun takviyesi yapması lazım bu takıma. Çünkü bakarsak Gist'in ne vereceğini bilmiyoruz, Kaya'nın hiçbirşey vermeyeceğini biliyoruz. Vidmar çoğunlukla faul probleminde bir tek Oğuz kalıyor oda yeni yeni form tutmaya başladı. Kısa rotasyonu bir şekilde Ömer'in yürekli oyunu, Emir'in çok yönlü oyunu ile diğerleri kötü oynasa bile geçiştirilebiliyor ama Uzun rotasyonu çok kısır.

Birde son sözüm Bogdaovic'e tamam geçen sene mükemmel skor yaptı Euroleague'de. Tamam küçük bir takımda attı bu sayıları hedefi olmayan bir takımda attı, hedefleri olan bir takıma alışması zaman alabilir. Yetenekli bir oyuncu olduğuna zaten şüphe yok herkes biliyor bunu. Ama bu adam NBA'den draft edildi. Bu sene iyi performans veremeyecek gibi yani beklenen performansı veremeyecek. Yani Fener bu sene ekecek birkaç sene sonra ektiğini biçecek mantığında. Tam en iyi performansını vermesini beklediğimiz senelerde kesin NBA'e gidecek. İşte bu  tüm avrupa takımları için büyük bir sorun. Oyunculara yatırım yapıyorsun ama NBA kapıyor. NBA çok büyük bir pazar bunda garip olan birşey yok ama bu kesinlikle aşılması gereken bir olay. Bir şekilde avrupa kulüpleri korunmalı NBA'den.  Amerikalıları geçtim sadece NBA'de oynayan avrupalılar Euroleague'de oynasa Euroleague'in kazanacağı değer ve NBA'in kaybedeceği değer ne kadar olur acaba. NBA'de oynayan oyuncularımızla gurur duyuyoruz bu gerçek ama artık avrupa basketboluda ekonomik ve populerlik açısından kendilerini kollamaları gerekiyor. Ya yetiştirme parası versin yada kontartı olan oyuncuları draft edemesin. Kontratı olan oyuncunun draft edilmesi bir bakıma kontrat bitmeden bir sonraki kontratını imzalamak oluyor. Amerika haklarını alıyor gerçi, oyuncuyununda gitme zorunluluğu yok ama bir şekilde daha fazla para ve daha fazla şöhret vaadederek oyuncuyu götürüyor. Tabi arada bunca yıldır emek veren kulüpler ıskarta. Nedense NBA'e oyuncu göndermeye çok gurur verici bir şey olarak bakıyoruz ama bu şekilde avrupa basketbolunu baltalıyoruz.

 Fener diyoduk NBA oldu Euroleague oldu dağıldı konu neyse efenim mğkemmel bir galibiyet mikemmel seyirci mükemmel oyun. Önümüzdeki maç Nancy deplasmanı Batum'suz Nancy'yide yenersek deplasmanda biter bu iş üst tura çıkmak garanti birde içerde Bilbao maçı grup liderliği gelir. Sonra takviyeler gelir Final Four hedefine meşakatli yoldan tekrar girilir. Belki Fener'in erken form tutmaması iyidir. Geçen sene mükemmel başlayıp tökezlemişlerdi. Belki bu sene tam tersi olur işşallah.

1 Aralık 2011 Perşembe

Unics Kazan-G.saray MP: 72-61 kötü oyun, kötü mağlubiyet



Günün açılış maçında Kazan deplasmanında G.saray kötü oynayarak mağlup oldu. Savunmada ve hücumda çok hareketsiz olan cim bom pek maçta değildi sanki. Rakibi savunmakta zorlanan hücumda çok aksayan bir oyunun ardından rakibine 11 sayı farkla mağlup oldu.

Rakip guarları maç boyunca savunamadı cim bom. Kazan'da Greer 12, Domercant 13 Lyday ise 17 sayı ile oynadı. G.saray'da ise sadece Lakovic 12 sayı ile çift hanelere ulaştı. G.saray'da bugün kimse pekte oyunda değildi açıkçası. Ne o dinamik savunma, ne hücumdaki ikili oyunlar hiçbirşey yok gibiydi bugün.Ribauntlardaki üstünlüğüne rağmen maça ortak bile olamadan bitirdiler maçı.

Bu maç gösterdiki daha çok uzun yol var G.saray'ın önünde. Kazan kadro kalitesi olarak çok ilerde olmasada oyunları G.saray'ın önünde. Cim bom'un birkaç sezon daha bu seviyede oynamaya ihtiyacı var. Şu an için bütün opsiyonlarını çok iyi kullanamıyorlar. Ne Songalia'nın üzerine oyunları var nede Lakovic için oyunları var. Savunmada genelde çok iyiler ama hücumda biraz daha zamana ihtiyacı var. Bu sene top16 ideal hedef fazlasını beklememek lazım.

G.saray bu maçla beraber grup 3.lüğü ihtimalini kaybetti gibi. Artık haftaya oynayacakları Siena ve ardından oynayacakları Olimpija maçına odaklanmalı. Artık önlerinde grup 4.lüğü için tek engel Olimpija maçı o maçıda rahat kazanacaklardır ve adlarını top16' ıya yazdıracaklardır.